Metropolis, Ana Tanrıça kenti

Metropolis, Mother Goddess City

Metropolis, modern zamanların büyük ve kalabalık metropollerine atıf yapan bir antik kent.

11 binin üzerinde eser çıkarıldığı söyleniyor.

İzmir, torbalı civarında bir dağ yamacında, harika bir manzaraya konumlanmış.

Ana tanrıçanın kentine gidiyoruz, Aktiffelsefe derneği rehberliğinde bir gurup arkadaşımızla birlikte. Efes ve İzmir arasında, bir zamanlar üzeri zeytin ve çam ağaçlarıyla örtülü Gallesion Dağı – Kocadiz Dağı’nın eteklerinde, Yeniköy ve Özbey köyleri arasında bulunan, Meter Gallesia adlı tanrıçadan esinlenilerek kurulan, Metropolis antik kenti burası.

Modern zamanda Metropol kök kelimesi büyük veya anakent ile özdeş kullanılıyor ve metropolis başkent anlamına gelebiliyor. Öte yandan,

Eski Anadolu’da Cilalı Taş (Neolitik) dönemden beri oldukça yaygın olan ve ana tanrıça Kybele inanışının devamı olduğu düşünülen ana tanrıça kültü özellikle Batı Anadolu’nun magaralarında ve kaya duvarlarında tasvirlerde görülmekteydi. Metropolis’in kuzeyinde Gallesion Dağı yamacında sarkıt ve dikitli iki mağarada zahmetli kazılar sonunda bulunan 554 pişmiş toprak heykelcikten 404 tanesinin Ana Tanrıça tasviri olması burasının Ana Tanrıça’ya adanmış bir kült alanı olduğunu düşündürdü arkeoloji uzmanlarına.
Doğanın koruyucu, verici, tazeleyici, anaç yönünü sembolleştiren Kybele sonradan Artemis ve Venüs’e kadar değişik adlarla anılmıştır tapınaklarda. İşte M.Ö 3000 lerde kurulduğu varsayılan bu kent, bugün kü İzmir yakınlarındaki Torbalı civarında, ana tanrıça kentinin izleyicisi olmuş. Neolitik dönemde başlayan tarihi, sonradan Frigleri, Persleri, Lidyaları, Bizans ve Osmanlı dönemini yaşamıştır.
Kent, çoğu antik şehir gibi yüksek bir tepenin yamacından aşağıya kuşbakışı enfes bir manzaraya bakıyordu, ayrıca ticareti ile ünlü olduğunu öğreniyorum Smyrna ile efes arasında kalan. Kentin şarap bağcılığı ve zeytinciliği ünlüymüş, hatta ünlü coğrafyacı strabon iyi şarap yaptıklarından bahseder gözlemlerinde.
Kocadiz dağının yamacına gelip, 100 mt kadar yukarıda görünen kalıntılara baktığımızda, tam tepemizde dikelen güneş temmuz sıcağında heryeri kavuruyordu. Otuz kişi kadar olan diğer grup arkadaşımızla birlikte tırmanarak yürümeye başladık. Bir ağaç gölgesi en çok aranan bir ihtiyaç olunca, tur rehberliğimizi üstlenen Rehber arkadaşlar, mola veriyor ve antik şehri ve çevresini anlatıyorlardı.
Çoğu antik şehir gibi Metropolis görmeye alışkın olacağınız, bir tepeye oturtulmuş tiyatrosu ve kentin kolay savunulacak en yüksek noktasına kurulan, kimi kaynaklarda M.Ö 3600 lere dayanan Akropolis buluntuları var.
Yağmur ve güneşten korunmak amacıyla yapılan stoa’sı felsefi ,ticari ve kültürel etkinliklerde kullanılıyordu, Bouleuterion adı verilen meclis binası yine mimari merakları tatmin edecek düzeyde görünüyordu.

Tiyatrosu o kadar güzel görünüyordu ki, birazdan başlayacak oyun için biletlerimizi almış ve hazır gibiydik, sahneye Aktiffelsefe derneği rehberleri çıktı ve bizleri anlattıkları hikaye ve şiirlerle romantik bir yolculuğa çıkardı bir an da olsa.
Sosyalleşmek için de kullandıklarını öğrendiğim Roma hamamlarını görmek, o zamanın teknolojisi ile bile içerinin sıcaklığını ayarlayacak pratik teknikler geliştirmiş olmaları çok güzel. Yukarı hamamda sıcaklık döşeme altında bulunan ısıtma sistemi ve duvarlara yerleştirilen içi boş dikdörtgen tuğla sıraları ile yapılmış olduğunu öğreniyoruz.
Kentin, ovaya bakan güney tarafından uzanan büyük taraçaların birinde hep birlikte yorgunluk atarken çağlar öncesine yolcuğumuz, bir yandan rehberi dinlerken, samimi sohbetimizi arttırıyor.

Araştırdığım diğer bir bilgide ise  kazılar boyunca çıkan tüm buluntular, İzmir Tarih ve Sanat, İzmir Arkeoloji ve Selçuk Efes müzelerinde sergilenmekte.  11 binin üzerinde eser çıkarıldığı tahmin ediliyor.

Stay up to date

Subscribe for email updates

Sevgi Yolu Sokak
35860 İzmir TR
Get directions

Rate and write a review

Your email address will not be published. Required fields are marked *