Pergamon’dan İskenderiye’ye esen rüzgar

The wind blowing from Pergamon to Alexandria

Masallar vardır eskilere ait, masalı gerçek yapan binlerce yıllık öykünün ayakta duran eserleridir.

Dileğim o ki Pazar günü hava açık ve Pergamon’u keşfetmemize engel olacak hiç bir şey olmamasıydı. Unesco Dünya Miras Listesine adını yazdırmış Bergama’nın sembolüne gidiyorduk. Kleopatranın güzelliğini borçlu olduğu veya güzelliğine güzellik katan güzellik ılıcası diğer adıyla Asclepius Tapınağın’dan kendi payımıza düşeni görecektik ve daha neler neler vardı kimbilir belki de orada merakımızı kamçılayacak olan.

UNESCO daimi listesine 2014 senesinde alınan Helenistik Bergama Krallığının başkenti olan Pergamon (çok katmanlı kent), Kibele Kutsal Alanı, İlyas Tepe, Yığma Tepe, İkili, Tavşan Tepe, X Tepe, A Tepe ve Maltepe Tümülüsleri olmak üzere dokuz bileşenden oluşmaktaydı’ ayrıca Bergama antik kenti, bir sağlık merkezi olarak tanınmaktaydı. Eczacılığın babası olarak bilinen Galenos / Galen MÖ II. binyılda Bergama’da doğmuş ve Bergama meydanına şahane bir heykeli sizi karşılar.

Önemli bir not olarak İncilde geçen hiristiyanlığa ait 7 kilise’den biri Pergamon krallığında bulunmakta.Bu öyle bir krallık ki Perslerden Büyük İskender’e, Romalılar’dan Osmanlılar’a kadar imparatorluklar görmüş.

Bilgi vermek güzel ama yerinde görelim diye düştük yollara 4 arkadaş bir Pazar, haydi Pergamonluları hissetmek için birlikte tura çıkalım. Pergamon antik kenti Bergamanın en yüksek tepesine kurulmuş efsane manzarası olan bir antik kent, kral olsam böyle püfür püfür esen bir tepeye krallığımı kurardım diye geçiyor içimden😊

Günümüze kadar Pergamon antik mimarisi korunmamış, Ephesus veya Afrodisias kenti kadar ihtişamlı olan mimarisi olsa da. Hayal gücünü kullanan insanlar için paha biçilemez bir akropol . Çalınan tarihi eserler başka bir yazının konusu olabilir. Bugün temelleri Bergama’da, aslı Berlin Bergama Müzesinde bulunan ünlü Zeus Sunağı görememek üzüyor ister istemez. Zeus Sunağı 2000 yıl önce kadar Anadolu cografyasında yükselen görkemli anıtken , bundan 120 yıl önce ait olduğu topraklardan kopartılıp izinsiz götürülmüş Berlin müzesi’ne , bazı tarihciler göre de taşınmasına izin verilmiş hatta satılmış olduğu iddaa ediliyor.

Bu gün günlerden Pergamon , hiç bir şey tadımızı kaçırmıyordu içimizde hissettiğimiz neşeden dolayı. Bize günümüz popüler sinemasında, kitaplarında eski çağ savaşlarının ve yarışlarının toprak , su , madeni varlıkla için gerçekleştiği, şimdi ise bilgi çağı yarışlarının gerçekleştiği anlatılır, öte yandan Mısır ve Bergama krallığı kütüphane yarışlarını okuduğumuzda, biraz gerçek tarihe baktığımızda böyle olmadığı anlaşılıyor .

Antik Çağ’ın en büyük kütüphanesi Mısır-İskenderiye’de kuruluyken, kendisini sanatın ve edebiyatın koruyucusu ilan eden Bergama Kralı 1. Attalos ve ondan sonra gelen oğlu II. Eumenes Bergama’da bir kütüphane kurmuştu. Bilgiyi üretmek ve saklamak nasıl bir yarış haline dönüşmüşse zamanla Bergama ve Mısırlılar arasında kütüphane rekabeti başlamış ve Bergama Kütüphanesi’nin gelişmesini istemeyen Mısırlılar, yine bir çeşit kağıt olan Papirüsün Bergama’ya ithalini yasaklamışlardı , peki bergamalıları durdurabildiler mi ? Bergamalılar da papirüs yerine ölü doğmuş kuzu ve oğlak derilerini işleyerek, o dönem için papirüsten çok daha ileri, ince, kullanışlı ve dayanıklı olan bu özel kağıdı üretip kendi kütüphanelerini kurar ve ünlü iskenderiye kütüphanesinden sonra zamanının ikinci büyük kütüphanesi ünvanını alırlar. Uğruna ticari ilişkilerin sonlandırıldığı bu iki kütüphaneden geriye bir tane bile eser günümüze ulaşmamıştır. ☹

İskenderiye kütüphanesinin nasıl yıkılıp yakıldığının, ünlü kadın olan filozof ve astronom hypatia’nın hayatının anlatıldığı 2009 İspanya yapımı ‘Agora ‘ filminin izlenmesi tavsiye ederim. İnsanlığın aydınlanmasının önündeki ilk engelin fitilini İskenderiye kütüphanesinde yakılan antik çağ düşünürlerinin fikirleriyle başladı, öte yandan Aristo gibi düşünüre ait kitapları, İslam aydınları çevirerek, ortaçağı yaşayan Endülüsten Avrupaya yayılacak rönasansın başlamasına neden olmuşlardı, insanlıgın umudu, yokedilen kütüphanelerin küllerinden yeniden doğacaktı.

Kale tepesindeki akropole çıkartacak teleferiğe dolmuşla gidebilirdik ama yürümeyi  tercih ettik. Akrapolden dönerken paramız cebimizde kalsın diyerek otostop yapmaya karar verdik. Bir süre kimse almadı, sonunda karayip adalarından Aliağa’ya çalışmaya gelen bir mühendis bizi arabasına kabul edip Akropole kadar götürdü. Dönerken de sevimli bir çiftin arabasına konuk olduk, hepsi farklı kültürlerden olsalar da, yardımseverlik dili heryerde aynı sanırım.

Bergama’nın bağrındaki sevgili pergamonlular iyi ki bu eserleri görmemize neden olan hisleri yaşattınız, böylece teşekkür ederek günümüzü sonlandırdık 🙂

Stay up to date

Subscribe for email updates

Su Deposu
İzmir TR
Get directions

Rate and write a review

Your email address will not be published. Required fields are marked *