Seyahat Günlüğü
Malezya savaş tanrılarının, görkemli tapınakların ve ticaret merkezlerinin süslediği ormanlarla dolu bir ülke.
Resmi dini İslam olsa da Malezya’yı pek çok Hindu ve Budist tapınak süslüyor. Başkent Kuala Lumpur'a yaptığımız uzun yolculuktan sonra kendimizi çok kalabalık bir havalimanında bulduk. Kuala Lumpur, kısaca söylendiği gibi KL alışveriş olanakları ile bizi büyüledi. Çin ve Hint pazarlarından, içinde lunapark olan alışveriş merkezlerine ve dünyanın en yüksek ikiz kulesine kadar çok farklı türden mekanları gezdik ve tapınakların gizemli dünyasına dalıp Hint efsaneleri ile sarmalandık.
Kuala Lumpur deyince akla gelen iki önemli yapıdan biri Petronas ikiz kuleleri. Burası Petronas Petrol şirketinin iş merkezi. Ben ofisimin o kadar yüksek bir binada olmasını hayal edemiyorum, muhtemelen bana ürkütücü gelirdi ama Malezya’da bu oldukça prestijli bir şey olsa gerek. Kuleler alışveriş merkezlerinin arasından yükseliyor. Sokak aralarından onun ışıltılı heybetine sık sık maruz kalıyoruz. Yakınlaştıkça da adeta dominant bir tavırla devasa parıltılı görkemini takdir ettiriyor.
Kuleler yüz yirmi metrelik bir temele sahipler. Mimarisi İslam motifleri taşımakla birlikte modern ve yenilikçi. Binanın yapımı için hükümet iki farklı şirketle anlaşmış. Biri Japon biri de Koreli olan bu şirketlerin birine bir kuleyi diğerine diğer kuleyi bitirmesi söylenmiş ve önce bitirene kuleleri birbirine bağlayan köprüyü yapma sözü verilmiş. Sonuç olarak Güney Koreli ekip kazanmış. Köprü iki kuleye de direkt bağlı değil. Şiddetli rüzgarlarda veya deprem olması durumunda bağımsız olarak hareket etmektedir.
KL’nin ikinci en önemli gezilecek yeri ise dünyanın en büyük mağara tapınağı olan Batu Caves’dir. Hindu tapınma alanı olan Batu Caves’e adım atınca karşısınızda bir dağ kadar büyük altın heykeli görüyorsunuz. Bu Lord Murugan. Yüce savaş tanrısı devasa boyutu ve parıl parıl altın rengiyle göz kamaştırıyor. Heykel yalnızca bir heykel değil, heybetin tanımı adeta. Hemen ayaklarının dibinde durunca insan kendini küçücük hissediyor. Zaten dini figürlerin amacı da bu değil mi? İlahi bir varlığın karşısında kendi küçüklüğümüzü ve çaresizliğimizi fiziksel olarak da hissetmek. Yeryüzüne inmiş bir tanrı nasıl görünürse heykel de öyle görünüyor. Kocaman ve altın rengiyle parıl parıl.
Heykelin yanından geçip gökyüzüne uzanırmış gibi yükselen renkli merdivenleri tırmanıp dağın tepesine ulaşınca en büyük mağara tapınağına giriş yapılıyor. Merdivenleri çıkarken aman dikkat edin. Maymunlar gözlüğüzü çalabilir, size bulaşabilir veya belki de sizi o becerikli elleriyle yakalayıp, Alice’i başka dünyaya götüren tavşan gibi dev mağaranın içinde sizi bir Hindu tanrıları savaşına sürükleyebilir. Ben buna gönüllü olurdum açıkçası. Petronas ikiz kulelerinden korksam da Hint tanrılarının savaştığı iblisler ve yaratıkların fantastik filmlerden kalır yanı yok çünkü.
Hint tanrıları zıtlıklar birlikteliği diyebiliriz. Tanrılar birbiriyle kavga da eder birlikte de savaşır. Bir tanrı bir nesne taşır ve bir anlama gelir; öbürü bir hayvana biner onun da bir anlamı vardır. Aslında bütün çok tanrılı dinler hep bir şeyleri simgeler. Biri bereketi, biri savaşçılığı, biri aileyi, biri fedakarlığı…
Üç büyük Hint tanrısı Şiva, Brahma ve Vişnu’dur. Şiva hem yaratıcıdır hem de yıkıcıdır. En ünlü tasviri ateşle çevrili halde yaptığı danstır, çünkü o dansın efendisidir ve ayağının altında cehaleti ezer. Ak sakallı tanrı Brahma bütün insanların soyunun geldiği Manu’nun babasıdır. Vişnu ise dünyanın koruyucusudur. Büyük felaketler olduğunda veya dünyayı kötü insanlar yönettiğinde dünyaya yeni bir avatarla gelir ve insanlık için savaşır.
Bir gün bu büyük tanrılara iblisleri öldürecek bir tanrı müjdelenir. Ve işte Lord Murugan, Şiva’dan böyle doğar. Çeşit çeşit isimle anılır. Murugan, Kumara, Skanda, Kartikeya,… Murugan bir filozof savaşçıdır. Pek çok şeytanı yok etmiş ve iblisler ordusuyla savaşmıştır. Tapınak alanında bu tanrıların savaşlarının figürlerini ve anlatımlarını görebilirsiniz. Gitmeden önce Hindu dini hakkında bir kitap alıp okumak size faydalı bir farkındalık katacak.
Bu kadar fantastik olaylara daldıktan sonra gelelim en lezzetli kısma… Malezya’da her tür yemeği bulabilir, damak tadınızı yeni baştan keşfedebilirsiniz. Biz çok farklı yemekleri en lüks restoranından en sokak arası izbe mekana kadar denedik. Ve hepsine de bayıldık. Hiçbir rahatsızlık da yaşamadık. Bambuların içinde pişirilen yeşil tatlı en aklımızda kalan oldu. Sokak arasında yediğimiz körili noodle ise bence aslında noodle’lı köri ve sarımsaktı ama sonuçta çok güzeldi. Pazarlarda egzotik meyveleri yiyip enerji tazelemek gibisi de yok. Bol bol hindistan cevizi suyu içmek de cabası.
Kuala Lumpur uzak doğuda tercih edilen yerler arasında biraz geride kalsa da es geçilmemesi gereken bir yer. Güvenli, istediğinizi yiyip içebileceğiniz, istediğinizi giyebileceğiniz ve dini hoşgörüye gerçekten şahit olacağınız bir yer. Sizi şaşırtacak ve zaman zaman da eli mızraklı tanrılar tarafından sersemletecek.
Kategoriler
Yerel Rehber
Batu Caves Mağaraları: Elinde mızrağıyla Lord Murugan’ın koruduğu mağaraya ulaşabilmek için 272 merdiven çıkmak gerekiyor. Rahat bir spor ayakkabı giymek gerek. Ama çabanız sizi dünyanın en büyük mağara tapınağına çıkaracak. İçeride bölüm bölüm tapınma yerleri bulunmakta. Giriş ücretsiz. İndikten sonra da Hindistan cevizi suyu içip enerjinizi tazeleyebilirsiniz. Burası oldukça geniş bir alan. Mağaraya çıkmadan önce de geniş alanda Hindu efsanelerini anlatan pek çok heykel ve tasvir bulunmakta.
Macera arıyorsanız Dark Cave’i de ziyaret edebilirsiniz. Dark Cave’e giriş ücretli. Rehber eşliğinde yapılan bu gezilerde el fenerleri ve kask ile dolaşılmakta. İçeride nadir bir örümcek türü ile tanışıp yarasalarla güzel vakit geçirebilecek oldukça maceraperest biriyseniz oldukça eğlenirsiniz. Tapınak alanında sigara içmek yasak.
Langkawi Wildlife Parkı: Hayvanat bahçesinde bir çılgınlık yapıp yılanı boynuma alma cesareti göstermekle övünsem de hayvanların hayvanat bahçesine kapatılması beni üzüyor. Fillerin nehirde yıkanmasını izleyebilirsiniz. Pek çok hayvanı görebilir, bu yeşillik alanın tadını çıkarabilirsiniz.
Kuş Parkı ve Kelebek Parkı: Kelebeklerden oldukça iyi ev sahipleri olurmuş. Parka girmemle birlikte üzerime en az on kadar kelebek konarak bu narin yaratıklar beni oldukça hoş bir şekilde karşıladı. O anı fotoğraflayamamış olmak büyük pişmanlıklarımdan biridir. Burada pek çok kuş türünü ve rengarenk kelebekleri görebilirsiniz. Biz tam kelebek parkındayken yağmur bastırdı ve bir süre parkta mahsur kaldık. Ama bu bir pişmanlık değil tabi ki.
Kuş parkı ise büyük bir alana kurulu tropik ağaçlarla çevrili güzel bir alan. Kuşların çoğunluğu açık alanda. Yanlarında yürüyüp onları besleyebilirsiniz. İki park da yan yana yer almaktadır. Fotoğrafçılar burda harika anlar yakalayabilir.
Petronas İkiz Kuleleri: Dünyanın en yüksek ikiz kulelerini ziyaret etmek için önceden bilet almanızı tavsiye ederim. Yoksa uzun sırayı beklemek oldukça zaman kaybı. Ziyaretçilerin çıkabildiği en son kat iki kuleyi birbirine bağlayan köprünün olduğu 41.kat. Sky Bridge’den geçerken şehrin fotoğrafını çekin. Yükseklik korkusu olanlar aman dikkat!
Ardından kulelerin altında bulunan Suria KLCC alışveriş merkezine gidebilirsiniz. Her markaya ulaşabilir, geniş yemek alanında karnınızı doyurabilirsiniz.
Çin Mahallesi: İlginç ve ucuz, pazarlık gücünüze göre ise daha da ucuz olabilecek hediyelik eşyalar bulabileceğiniz bu kalabalık pazarı dolaşırken bütün paranızı bitirmemenizi tavsiye ederim. Çünkü dediğim gibi Kuala Lumpur bir alışveriş şehri. Daha size para harcatacak çok şey bulacaksınız. Sokak aralarında başınızı kaldırdığınızda güzelim Çin fenerleri size eşlik edecek. Ben geleneksel çin çocuk kıyafeti, magnet ve egzotik meyvelerden satın aldım.
Little India: Kendinizi Hindistan’da hissedeceğiniz bir yer burası. Hint krebi ve daha birçok geleneksel Hint yemekleri yiyebileceğiniz, ilginç eşyalar bulabileceğiniz bu bölge rengarenk ve karmaşık bir yer. Kalabalığa kendinizi bırakıp dolaşma zamanı.
Pasar Seni Çarşısı veya Central Market: Pazarın geçmişi ülkenin İngilizlerin yönetiminde olduğu döneme uzanıyor. Kapalı çarşı da denilebilir. Yine çılgınlar gibi alışveriş yapabileceğiniz ve Uzak doğuya gelmişim bunu da almazsam ölürüm moduna geçebileceğiniz bir yer.
Kuan Di Temple: Kuala Lumpur şehir merkezinde Pazar Seni çarşısına yakın bulunan bu çok küçük ama şirin tapınağa uğramalısınız. Ejderhaların kapısını koruduğu ve çatısını süslediği bu tapınak bir Taocu tapınağı. Aynı zamanda da Malezya’nın en eski tapınağıdır.
Thean Hou Temple: Şehrin biraz dışında yer alan bu büyük Budist tapınak ise sizi fenerleriyle ve süslemeleriyle büyüleyecek. Görkemli bir Çin sarayına benzeyen bu tapınak Çin deniz tanrıçası Mazu’ya adanmış. Tapınağı Çin’in tropik ve olağanüstü bir adası olan Hainan adasından zamanında Malezya’ya göç etmiş eski balıkçılar olan Hainanlılar yaptırmış. Hainan da pek çok gezginin seyahat listesine eklenebilecek güzel bir yer.
Yorum ekle