Seyahat Günlüğü
Venedik büyüleyici maskeler ve tarihi binalarla süslü kanallar boyunca tarihin canlı olduğu bir şehir. Araba olmayan bu şehirde yürümek ve kanallarda gondola binmek tek seçeneğimiz. Venedik’de gezilecek pek çok yer, tadılacak pek çok tat, tecrübe edilecek pek çok şey var. Tüm o hazineler, heykeller ve hikayelerle tarihi ve büyüleyici bir atmosfere sahip.
Venedik’e gittiğimizde maalesef karnaval haftası değildi ama hali hazırda maske ve kostüm satan pek çok dükkan var. Balayımızda gittiğimiz için geleneksel gondol gezisini taç ve duvak takarak yaptım. Bizim için bir karnavala dönüştü diyebilirim. İnsanların tepkisi şaşırtıcıydı. Alkışladılar, tebrik ettiler ve bize seslendiler.
Bir zamanlar bu eğlenceli insanlar fakir balıkçılarmış. Bir Roma şehri olsa da önemli bir konumda değilmiş. Ama gitgide önemi artmış. Çünkü şehir ticarete önem vermiş ve şehir Ege, Kıbrıs ve Akdeniz ticaretini ele geçirmiş. Şehir Avrupa ile yakın doğu arasında bir köprü konumuna gelmiş. Böylece Venedikli gemiciler yedi denize hükmetmişler. Şehirleri de güçlü ve zengin bir şehre dönüşmüş.
Venedik bir ticaret şehri olmasının yanında rönesans ve sanat şehri olmuş. Venedik karnavalı günümüzde Venedik’in sembolüdür. Düşmanlarını yenince zaferlerini kutlamak için insanların yaptığı eğlence ve dans gelenekselleşmiş ve Venedik Karnavalı günümüze kadar gelmiş. Maskelerin amacı ise maske ile sosyal sınıf ayrımının kalmamasıymış.
Size bir adamla ilgili güzel bir hikaye anlatmak isterim. Bir zamanlar Roma askeri, ejderha avcısı ve aynı zamanda aziz olan bir adam varmış. Ne kombinasyon ama! Adı Aziz Theodore’muş. Ve bu adam tam anlamıyla bir fantastik film kahramanı gibiymiş. Kalkanı, mızrağı ve ayaklarının altında yatan bir ejderhayla üstelik. Zaferi büyük, canavarı da ölüymüş. Aslında bakınca ayaklarının altındaki canavar daha çok bir timsaha benzese de ben bir zamanlar bu canavarın Altın Smaug gibi olduğuna inanmak istiyorum.
Theodore Amasya’da yaşayan Hristiyan bir kahramanmış. Efsaneye göre Amasya’da bir ejderha yaşıyormuş. Çok korkunç ve ölümcülmüş üstelik. Ama Aziz Theodore sonunda ejderhayı haçı ile yenmiş ve Amasya’daki herkesi kurtarmış. Aslında tabi ki bu iyiliğin kötülüğü yenmesi adına bir metafor. Ayrıca Theodore pagan inancına karşı savaşmış ve bir Kybele manastırını yok etmiş. Bunun üzerine Theodore yakalanıp canlı canlı yakılarak cezalandırılmış. İnanca göre kemikleri Çorum’a yakın bir antik şehir olan Euchaita’da gömülüymüş.
Heykeli İstanbul’da yer almaktaymış ama buradan alınmış ve Venedik’e götürülmüş ki bu da Dördüncü Haçlı seferinde olmuş oldukça üzücü bir hikayedir. Dördüncü Haçlı Seferi’nin baştaki amacı Kudüs’ü ele geçirmekmiş. Ama bildiğiniz gibi para hırsı ve politika hep kötü şeylere neden olur. Haçlı ordusu İstanbul’a saldırmış ve şehri ele geçirmiş. Şehirdeki tüm heykelleri, altınları, gümüşü ve para edecek her şeyi almışlar. Ve bu heykel de onlardan biriymiş. Çektiğim fotoğraftan heykelin ne kadar kahramanca göründüğünü görebilirsiniz. Şu anda heykel St. Mark Meydanı’ndaki bir sütunun üzerinde yer almakta. Heykeli ilk kez gördüğümde ona yaklaşarak sütunun dibinde durdum ve yukarı doğru baktım. Sütun gökyüzüne açılan bir yola dönüştü ve tepedeki Theodore gerçekten de bulutların arasındaki bir aziz gibiydi. Fakat bu heykel aslında bir kopya. Palazzo Ducale’deki orijinal olanı gördüğümde, Theodore’nin gerçekten bir canavarı öldürüp öldürmediğini kenara koyarsak, tüm düşündüğüm onun çok uzun bir yoldan geldiğiydi. Hüzün çöktü üzerime. Theodore evden çok uzaktaydı.
Tabi ki bu yalnızca bir heykelin öyküsü. Oysa Venedik’de görülecek pek çok hazine, anlatılacak pek çok hikaye var. Venedik’e gittiğinize kesinlikle pişman olmayacaksınız.
Kategoriler
Yerel Rehber
Doge Sarayı ve Ahlar Köprüsü: Venedik Dükaları Venedik Cumhuriyet’ini bu saraydan yönetiyorlardı. Altın salonlar, koridorlar ve resimler sizi büyüleyecek. İlk kat bir hapishane olduğu için oldukça popüler. Söylenene göre çektiğim fotoğraftaki gibi mahkumlar zindana gitmeden önce tünelden geçerken şehre ancak ufak bir bakış atabiliyor ve iç çekiyorlarmış. Bu yüzden de buranın adı Ahlar Köprüsü olarak anılmaya başlanmış. Buranın fotoğrafını içerideki tünelden ve dışarıdaki kanaldan çekmek oldukça popüler.
Saint Mark Bazilikası:Şehrin en popüler kilisesidir. Pek çok heykel ve kalıntı İstanbul’dan alınmış. Kilise aynı zamanda Bizans stilindedir. İstanbul’dan zafer sembolü olarak getirilmiş dört tane bronz at heykeli kilisenin üzerini süslemektedir.
Büyük Kanal: Burayı ana yol olarak düşünebiliriz ama tabi ki burası bir yol değil. Ancak kesinlikle kalabalık bir trafiği olan bir yol da diyebiliriz. Gondollar ve botlar sürekli gidip geliyor. Üzerinde üç köprü var ve en popüler olanı Rialto köprüsüdür.
Rialto Köprüsü: Venedik’in sembolü olan köprü ilk yapıldığında tahtadanmış. Pek çok yıkım ve tahribattan sonra şimdiki harika köprüye dönüşmüş.
Lido Adası: Venedik’ten sonra Lido adası şaşırtıyor. Çünkü araba var! Arabasız olmaya bu kadar kolayca alışılıyor işte. Lido adasındaki güzel sahilde yüzebilir ve kumun tadını çıkarabilirsiniz. Burada küçük bir kötü tecrübem oldu. Yüzerken denizanası tarafından sokuldum ve alerjik bir reaksiyon geçirdim ama sahildeki cankurtarandan krem aldık ve kolumda hiçbir şey kalmadı.
Murano, Burano ve Torcello Adaları: Burano rengarenk evleri ve dantel işleri ile ünlüdür. Murano’nun cam işçiliği harikuladedir. Torcello adası ise Atilla’nın taş tahtı ve güzel mekanlarıyla ünlüdür.
Yorum ekle